İlk iki bölümünü daha önce yayınladığımız Elif Şen’in Hamam üçlemesi, emek ve günümüz perspektifinden Hamam’a bakışa odaklanan üçüncü bölümüyle son buluyor. Serinin önceki bölümlerine sayfanın sonundaki linkten ulaşabilirsiniz.
III – Emek, Hafıza ve Dönüşüm: Hamamın Süreklilik Sorusu
Hamamın yaşayan kültürü, yalnızca mimari yapının ağırlığından değil, bu mekânda beden emeğiyle var olan çalışanların dolaysız ilişkisel hafızasından da beslenir. Bu hafıza, sosyal tenin sürekliliğini sağlayan başlıca taşıyıcılardan biridir; çünkü hamamda kurulan üçüncü mekân deneyimi, büyük ölçüde bu ilişkisel emeğin tekrar eden pratikleriyle mümkün olur.
Özellikle İstanbul’un tarihî hamamlarında mesleğin ana taşıyıcıları olan Roman natırlar ve tellaklar, usta–çırak hiyerarşisi içinde aktarılan ve yazılı olmayan bir zanaat bilgisini sürdürerek hamamın sosyal dokusunu canlı tutmuştur. Bu emek süreci, tarihsel süreçte yaşanan göç hareketleri, zanaat dolaşımı ve profesyonel uzmanlaşma ağlarıyla şekillenmiş; örneğin 1730 Patrona Halil İsyanı sonrası siyasi otoritenin Arnavut tellakları sektörden dışlama politikasıyla birlikte yerini alan Sivas ve Tokat kökenli ustalar, taşra–merkez arasındaki mesleki uzmanlık ağlarının en köklü halkasını oluşturmuştur. Bu bağlamda “çekirdekten yetişme” usulüyle şekillenen mesleki bellek, yapıyı mimari bir kabuktan öte, kendi iç ritmini sürdüren yaşayan bir organizma olarak muhafaza etmiştir. Söz konusu bilgi birikimi, yalnızca teknik yıkama uygulamalarından ibaret olmayıp, müşterinin mizacını okuma, sürecin akışını ayarlama ve her kullanıcıyla yeniden kurulan bir deneyim dengesi üretme becerisini içeren; aktarımı ancak pratik içinde mümkün olan bir tür “pratiğin pedagojisi” ve ilişkisel uzmanlık niteliği taşır.

Ancak turistikleşme, soylulaştırma ve lüks “wellness” odaklı hizmet sektörüne yönelim, tellaklık ve natırlık gibi mesleklerin tarihsel anlamında belirgin bir kırılmaya yol açmıştır. Mesleğin taşıdığı somut olmayan kültürel ve toplumsal belleğin mekânla birlikte dönüşen kullanım biçimleri içinde yeniden şekillendiği görülmektedir. Aynı dili konuştuğumuz kadınlar hamamının omurgası durumundaki, hamamdaki bütün akışı yöneten o kadınların yerini, bazen dilini bile bilmediğimiz başka kadınlar aldı. Yenilenen bu insan kaynağı ile benzer bir deneyim sürekliliğinin kurulması ne kadar zaman alır?
Hamam çalışanlarının profesyonel dönüşümü, yapının yaşayan bir organizmadan daha statik ve temsil odaklı bir “müze-dekor”a evrilmesiyle eşzamanlı ilerlemiştir. Bu durum, “yapı korunurken bilginin kaybolması” paradoksu üzerinden, hamamın kültürel miras niteliğini tehdit eden temel unsurlardan biri olarak ortaya çıkıyor. Yapının esenliği vaadiyle birlikte hizmeti sağlayan “el” de değişti.
Bu bağlamda emeğin dönüşümü, kadınların bu yarı kamusal sığınaktaki deneyim alanlarını da köklü biçimde yeniden tanımlar. Natırla kurulan, tekrar eden karşılaşmalar ve ortak deneyim üzerinden şekillenen ilişkisel bağ, mekanik bir paket-tüketim ilişkisine indirgendikçe hamamın tarihsel olarak bir “kadınlar kahvehanesi” işleviyle ürettiği kamusallığın görünmez sosyal dokusu zayıflar.
Modernleşme, Turistikleşme ve Kentsel Dönüşüm
Günümüzde hamam yapıları, geçirdikleri ontolojik ve fonksiyonel dönüşümler sonucunda belirgin kategorilere ayrılmış durumdadır. Geleneksel ritüelleri mahalle ölçeğinde sürdürmeye çalışan “mahalle hamamları”; birer “sahnelenen otantiklik” dekoru olarak kurgulanan “turistik deneyim hamamları”; küresel hizmet ekonomisiyle eklemlenmiş lüks “SPA ve wellness merkezleri” ve son olarak, yapısal kabuğu korunmakla birlikte müze, lokanta, sergi salonu ya da ticarethane gibi işlevlere dönüştürülmüş yapılar bu ayrışmanın başlıca örneklerini oluşturur. Bu yeni çok işlevli yapı, hamamı “bir” kurum olmaktan çıkararak parçalı bir yapı hâline getirmiştir.

Tarihi Yarımada ve Hamamönü gibi kentsel bölgelerde hamamların yeni kullanıcı profillerinin estetik ve sınıfsal beklentilerine göre yeniden kurgulanması yalnızca mimari bir restorasyon ya da dış cephe makyajı anlamına gelmez; aynı zamanda yerleşik kullanıcıların ve gündelik pratiklerin dışarıda bırakıldığı sistematik bir “yerinden etme” sürecini de beraberinde getirir. Bu dönüşüm, mekânın fiziksel olarak iyileştirilmesiyle eşzamanlı ilerleyen, birlikte olma hâlinin ve ortak kullanım biçimlerinin çözülmesini de içeren toplumsal bir kırılmayı ifade eder.
Birçok tarihsel hamam, bu süreçler içinde asli işlevini yitirerek depo, otopark, tekstil atölyesi ya da kâğıt deposu gibi kullanımlara indirgenmiş; bazıları ise kentsel modernleşme projeleri, yol açma faaliyetleri—örneğin Menderes dönemi yıkımları—ya da vergi borçları gibi gerekçelerle tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bakım maliyetlerinin karşılanamaması, geleneksel ısıtma sistemlerinden kopuş ve artan ekonomik baskılar bu mekânsal gerilemeyi hızlandırmış olsa da, “beden kayıt tutar” ilkesi doğrultusunda fiziksel kayıp, hamamın toplumsal bellekteki ve duyusal hafızadaki “mekânsal çapa” olma niteliğini bütünüyle tasfiye edememiştir.
Bu bağlamda, özellikle sur dışı bölgelerde doksanlı yıllardan sonra ortaya çıkan, apartman ya da ticari binaların alt katlarında faaliyet gösteren, klasik hamam mimarisini çağrıştıracak biçimde mermer ve çini gibi yapı unsurlarını kullanan yeni nesil hamamlar, kaybolan bu mekânsal çapaya verilen gecikmiş ve dolaylı bir yanıt olarak okunabilir. Bu yapılar, tarihsel sürekliliği yeniden üretmekten çok, bedensel ve duyusal hafızada yer etmiş bir mekân fikrini çağırma çabasıyla varlık kazanır.
Mahalle Hafızası ve Sözlü Tarih Perspektifi
Hamam, mahalle hafızasının ve kolektif deneyimlerin mermer yüzeyler üzerine nakşedildiği; hem bedenin hem de mekânın birer “kayıt cihazı” gibi işlediği bütünsel bir bilişsel alan üretir. Sabun kokusu, mermer yüzeylerin ılıklığı ve kubbe akustiğinde yankılanan su sesleri gibi duyusal unsurlar, bireyin dünyada olma duygusunu pekiştiren ve hatırlamayı tetikleyen birer “duyusal çapa” hâline gelerek toplumsal belleğin ayrılmaz bileşenleri olur. Bu tekrar eden duyusal örüntü, farklı bedenlerin benzer deneyimlere dahil olduğu ortak bir zaman duygusu üretir.
Maddi kültürün geçirdiği yapısal dönüşümle birlikte hamam deneyimi de belirgin bir değişime uğramıştır. Ailelerin ekonomik ve sosyal statüsünü mermer üzerinde sessizce sergileyen gümüş hamam tasları, fildişi kakmalı yüksek nalınlar ve ipekli hamam bohçaları (futa), zamanla yerlerini hijyen kaygıları etrafında standartlaştırılmış ancak simgesel ve ilişkisel derinliği zayıflamış modern tüketim ürünlerine bırakmıştır. Bu değişim, yalnızca nesnelerin dönüşümünü değil hamam deneyiminin sembolik yoğunluğunun da yeniden ölçeklenmesini ifade eder. Sivas Kurşunlu Hamamda gördüğüm seksenli yaşlarda ve hamamda düşmekten çok korktuğu belli bir kadının ayaklarındaki “plaj ayakkabısı”, bu değişimin ve uyum kapasitesinin sade ama çarpıcı bir göstergesi olarak zihnimde yer etmiş.
Sözlü tarih çalışmaları, hamamın yalnızca dondurulmuş bir mimari kabuk olmadığını; aksine ritüel bilgisinin usta–çırak hiyerarşisi içinde aktarıldığı, gündelik pratikler aracılığıyla sürekli yeniden kurulan yaşayan ve dinamik bir “üçüncü mekân” olduğunu görünür kılma potansiyeline sahiptir. Kullanıcıların ve özellikle mesleğin ana taşıyıcıları olan Roman natır ve tellakların anlatıları, hamamı kullanıcılarıyla kurulan ilişkisel ağları anlamak açısından vazgeçilmez bir alternatif epistemoloji sunar.

Sonuç: Süreklilik ve Dönüşüm Arasında Hamam
Hamamı bugün neden hâlâ ciddiyetle düşünmek gerekir? Çünkü tarihsel sürekliliği olan bu mimari kurum, mekân ile beden arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu okumak için hâlâ verimli bir zemin sunar. Modernleşme, turistikleşme ve kentsel dönüşüm süreçleri bu ilişkiyi dönüştürürken, kamusallığın, erişimin ve kullanımın hangi koşullarda mümkün kaldığı sorusunu da sürekli yeniden üretir. Hamamı sabit bir miras nesnesi olarak mı görmeliyiz, yoksa değişen eşikler üzerinden izlenmesi gereken bir süreç alanı olarak mı ele almalıyız?
Bu yazı serisi, hamamı kapatılmış bir tarihsel kategori olarak değil bedensel pratikler, emek biçimleri ve duyusal kayıtlar aracılığıyla her seferinde yeniden kurulan bir üçüncü mekân olarak düşünmeyi önerir. Tam da bu nedenle hamam, yalnızca işlevsel bir yapı değil, farklı toplumsal zamanların, sınıfsal karşılaşmaların ve mahremiyet biçimlerinin iç içe geçtiği bir heterotopya olarak da okunabilir. Natır ve tellakların aktardığı yazılı olmayan bilgi, mahalle ölçeğinde biriken hafıza ve duyusal deneyimler bize ne söyler? Hamam gerçekten pasif bir kalıntı mıdır, yoksa hâlâ yaşayan bir miras olarak mı okunmalıdır? Bu sorular, hamamın ne olduğundan çok nasıl işlediğine ve hangi ilişkileri görünür kıldığına bakmayı gerekli kılar.
Kadınlar hamamının dönüşümü ise yalnızca tekil bir mekânsal kayıp olarak mı anlaşılmalıdır? Yoksa kadınların kentsel kamusallıkla kurdukları ilişkinin hangi eşiklerde kırılganlaştığını görmemize imkân mı tanır? Hamam, bu bağlamda kadın öznelliğinin, gündelik pratikler içinde kurulan deneyimlerin ve yarı kamusal alanın nasıl üretildiğini izlemek için nasıl bir analitik imkân sunar? Belki de bu sorular, hamamı yalnızca fiziksel bir yapı olarak değil, bedenler arası temasın, ritüelin ve hafızanın biriktiği bir duyusal-toplumsal doku—başka bir ifadeyle sınırlı ama açıklayıcı biçimde düşünüldüğünde bir “sosyal ten” yüzeyi—olarak kavramayı mümkün kılar.
Buradaki amaç, hamam hakkında genel sözleri söylemek değil; mimarlık, sözlü tarih, toplumsal cinsiyet ve kent çalışmaları arasında dolaşan yeni sorular için bir eşik açmaktır. Hamam üzerine düşünmek, belki de tam bu nedenle, bitmiş bir tartışmadan çok, her temasla yeniden kurulan, mekân, beden ve hafıza arasında sürekli yer değiştiren bir düşünme alanı olarak ele alınmalıdır.
Mermerde Kurulan Kamusallık: Kadınlar Hamamı Üzerine Bir Okuma (I)- Elif Şen
Mermerde Kurulan Kamusallık: Kadınlar Hamamı Üzerine Bir Okuma (II)- Elif Şen
Elif Şen, merakıyla İstanbul’da yaşamayı ve yolda olmayı sever. Tarih ve mekânla bağ kuran işler üretir; kültürel miras, kent belleği ve kamusal alan odağında yayınlar, sergiler ve projeler aracılığıyla hikâyeleri görünür kılar. Çalışmalarında mahalle ölçeğini, birlikte üretimi ve yerel hafızayı merkezde tutar.
Kaynakça
Dokumacı, A. (2023). Fetihten 20. Yüzyıla İstanbul hamamlarının sosyalleşmeye katkısı (Yüksek Lisans Tezi). Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi.
Şencan, F. (2025). İstanbul’un tarihi hamamlarında çalışan Roman natırlar: Mesleklerine yönelik kaygılar ve sorunlar. Roman Dili ve Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 6(1), 103-124.
Taşçıoğlu, T. (1998). Türk hamamı. Unilever-Duran Ofset.
Yaşar, A. (2014). İstanbul hamamları: 1731-1766. Osmanlı İstanbulu II içinde (s. 553-585). İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Yayınları.
Yaşar, A. (2020). 18. Yüzyıl Osmanlı İstanbul’unda hamam tellakları üzerinde iktidarın gözetimi. Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisi, 7(18), 405-415.
