Tanser Özkaya
Eminönü’nde vapurdan inmişiz. 80 numaralı Yedikule otobüsünü bekliyoruz. Annem, kardeşim ve ben. Durak iskeleye yakın. Soğuk. Yağmur var. Langa’dan bahsediyor annem. Belki de başka biri söylüyor. Hatırlamıyorum. Langa. Bir yer adı. Söylemesi kolay. Hatırda kalıcı. Büyük sesli uyumuna uygun ama dilbilgisi bilmiyorum henüz. Bunlar daha sonra ortaokulda öğreneceğim şeyler.
Ayda bir kere, sömestrde ve yaz tatillerinde bu yolculukları yapıyoruz. Maltepe’den karşıya hicret. Anneannem, dedem, dayılarım, teyzelerim hepsi oradalar. Annem gencecik. Sarı dalgalı saçları çok güzel ama kızgın. Neden olduğunu hatırlamıyorum. Sebebi benimdir diye düşünüyorum. Soğuk içime işliyor. Kardeşimin içi yünlü sarı botları var.
Maceralarla dolu uzun bir yolculukta gibiyim. Tren, vapur, Haydarpaşa. Açıkta yatan Indipendenta. Gürültücü martılar. İstanbul’un manzarasını izleye izleye karşıya adımımızı atmışız. Otobüse biniyoruz artık. Langa’dan geçecekmiş. Ama hâlâ kafama takılan bir soru var. Otobüs Küçük Langa Caddesi’nden gidiyor. Demek ki Büyük Langa da var. “Kaç tane var bu Langa’dan?” “Orası sana göre değil.” Demek ki Küçük Langa benim gibi küçükler içinmiş. Bu bana çok akıllıca geliyor. Gururla gülümsüyorum.

“Langa hıyarı gibi adam,” diyor dayım birisine. Bana mı dedi acaba? Tam hatırlamıyorum. Gülüyorum. “Bir de hıyarı mı var Langa’nın?” “Tabi tabi çok da güzeldir. Kütür kütür olur. Bostanda yetişiyor.” “Langa’nın bostanı da mı var?” “Var tabii.” “Vay be.” Bostan. Tanıdık bir kelime ama burada olmaması lazım. Bostan bizim orada olur. Bostancı diye yer var bir kere. Burada sıkışık binalar, büyük camiler, surlar var. Bir gün oyun oynarken bir arkadaşıma söylüyorum: “Langa hıyarı gibisin.” Kimse gülmüyor.
Yıllar geçiyor. Artık daha az gülüyoruz. Dayım yok artık. Bostandan geriye bir şey kalmadı. Annemden ise ancak böyle sıcak hatıralar var. Ama Langa duruyor. Ortaokuldan çok sonra aslının Vlanga olduğunu öğreniyorum. Bir zamanlar orada başka bir hayat varmış. Bir harf düşmüş. Düşen belki hatırlayamadıklarımız.

Tanser Özkaya, İstanbul’da yaşıyor; şehri gezmeyi, gözlemlemeyi ve anlamaya çalışmayı seviyor. Çocukluk yıllarından itibaren kentin farklı katmanları arasında yaptığı yolculuklar, zamanla gündelik hayatın izini süren bilinçli bir keşfe dönüştü. Eğitim ve çalışma hayatı boyunca şehrin görünmeyen yüzleriyle temas kurma fırsatı buldu. Şehir Ki Ne Şehir isimli söyleşi serisinin yürütücülüğünü yaptı. İstanbul’un değişen dokusunu, hafızasını ve gündelik ritmini anlamaya ve paylaşmaya devam ediyor.
