Suriçi Topluluğu olarak geçtiğimiz Cumartesi günü Haliç’e komşu mahallelerde, yazar Ayşegül Kaya’nın eşliğinde hafızamızda yer edecek bir gün geçirdik. İstanbul Bitmeden kitabından aldığımız ilhamla Fener, Balat ve Ayvansaray sokaklarında dolaştık; şehrin binlerce yıllık tarihine, gündelik hayatın içinden geçen ayrıntılara ve çoğu zaman fark etmeden yanından geçtiğimiz hikâyelere birlikte yeniden bakma fırsatı bulduk.


Çok Kültürlü Bir Mirasın Sessiz Tanıkları
Rotamız boyunca Fener ve Balat’ın çok katmanlı kültürel mirasını yansıtan pek çok yapının önünden geçtik. Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, Maraşlı Rum Okulu, Sveti Stefan Bulgar Kilisesi, Metohi Bulgar Okulu, Dimitri Kantemir Sarayı, Yoakimyon Rum Kız Lisesi ve Fener Rum Erkek Lisesi bu duraklardan bazılarıydı. Yolumuz Panayia Muhliotissa Kilisesi, Tahta Minare Camii, Çana, Yanbol ve Ahrida sinagoglarının bulunduğu sokaklardan geçti; Surp Hraşdagabed Ermeni Kilisesi ile Meryem Ana Rum Ortodoks Kilisesi’ni ise içlerini de görme fırsatı bularak ziyaret ettik.



Her durak, İstanbul’un yüzyıllar boyunca yan yana var olmuş kültürlerinin ve inançlarının sessiz tanıkları gibiydi. Bu yapılar arasında ilerlerken, şehrin yalnızca taş ve duvarlardan değil; hikâyelerden, hatıralardan ve birbirine değmiş hayatların izlerinden oluştuğunu bir kez daha hissettik.
Tarihin “Eksik” Sayfaları
Ayşegül Kaya’nın anlatıları ve kitabından süzülen gözlemler eşliğinde yürürken, bildiğimizi sandığımız sokakların bambaşka hikâyeler barındırdığını fark ettik. Soğuk havaya rağmen, yaşadığımız şehre yeniden merakla bakmanın verdiği canlılık hepimize iyi geldi.



Yol boyunca yalnızca binaları ve tarihsel katmanları değil, yeri geldikçe tarihten ve bugünden şehre katkı sunmuş kadınları da andık. Ayşegül Kaya bu noktada şöyle dedi: “Madem tarih kadınları yazmıyor, biz tarihi yazan bir kadın örneği verelim: Anna Komnena.” 12. yüzyılda Aleksiad adlı eseri kaleme alan Bizanslı tarihçi Anna Komnena’yı anarken, tarihin çoğu zaman eksik bırakılmış sayfalarını hatırladık. Şehrin hikâyesini farklı seslerle, farklı tanıklıklarla yeniden düşünmek bu yürüyüşün en anlamlı anlarından biri oldu.
Molla Aşkı’nda Gün Sonu
Günün sonunda ise Ayşegül Kaya’nın tabiriyle “İstanbul’un ikinci Pierre Loti’si” olarak andığı Molla Aşkı Teras Cafe’de bir araya geldik. Haliç’e bakan manzara eşliğinde günün izlenimlerini paylaştık, İstanbul Bitmeden üzerine sohbet ettik. Katılımcıların merak ettikleri konuları yöneltebildiği sıcak bir soru-cevap bölümü de oldu.
Bu sohbet sırasında Ayşegül Kaya, kitabın yazılma sürecine dair küçük bir anısını da paylaştı. Yıllar önce bir konferans sırasında İlber Ortaylı ile yaşadığı kısa ama düşündürücü bir fikir ayrılığı, yaşadığı semte yeniden ve daha dikkatle bakma isteğini harekete geçirmiş; o gün zihninde düşen küçük bir kıvılcım zamanla İstanbul Bitmeden’in yazılmasına giden yolu açmış. Böylece sohbetimiz, çok yakın zamanda kaybettiğimiz değerli tarihçi ve bilim insanı İlber Ortaylı’yı da saygıyla anmamıza vesile oldu.



Bu özel rota deneyiminde topluluk olarak birlikte keşfetmenin, düşünmenin ve paylaşmanın açtığı o sıcak alanı bir kez daha hissettik. Aramıza yeni katılan dostlarımızın getirdiği taze bakışlar sohbeti zenginleştirirken, topluluğumuzdan biri olan Ayşegül Kaya’nın sunduğu katkı; anlattığı hikâyelere gösterdiği özen ve içtenlik günün ruhunu belirleyen en güçlü unsur oldu. Aynı şehre merakla bakmak, benzer kaygıları ve hevesleri paylaşmak, birbirimizi daha iyi anlamanın kapısını araladı. Bu buluşmanın bıraktığı sıcaklık ve ilhamla bir sonraki karşılaşmayı şimdiden merakla bekliyoruz.
