Topluluğumuzdan Gökhan Erten, Suriçi’nin canlılığına sohbetleriyle dokunmaya devam ediyor. Daha önce Suriçi’nde dönüşümün başka bir yüzünü anlatan Gökhan, bu kez de Suriçi’ndeki önemli bir sahafa, Zeyrek Kitabevine konuk oluyor ve Necati Bey ile keyifli bir sohbet gerçekleştiriyor. Bize de okumak düşüyor.
Zeyrek Kitabevi tam olarak nerede bulunuyor? Bu kitabevinin ve öncesindeki Demir Sahaf’ın kuruluş öyküsünü anlatır mısınız?
Necati Altaş: Zeyrek Kitabevi, semte ismini veren Zeyrek Mahallesi’nin tam merkezinde yer alıyor. Demir Sahaf ise buradan yaklaşık 70 metre yukarıda, semtin hemen çıkışındaydı. Ona “Demir Sahaf” dememizin ilginç bir sebebi vardı; dükkânın hiçbir tarafa bakan penceresi yoktu. Biz de dükkânın ön cephesini boydan boya demirle kaplamıştık; kapısı da pencere yerine kullanılan bölümleri de tamamen demirdi. Bu yüzden adını Demir Sahaf koyduk. 15 yıl orada çalıştıktan sonra bugünkü yerimize, Zeyrek’e geldik.

Sizin gözünüzde “Suriçi” kavramı İstanbul’un hangi bölgelerini kapsıyor?
Bizim bildiğimiz Suriçi, Edirnekapı ve Topkapı’dan başlayıp Sultanahmet’e, Küçük Mustafa Paşa’dan Yedikule’ye kadar uzanan, surlarla çevrili o tarihi bölgedir.
Zeyrek semtinin tarihi özelliklerinden ve geçmişinden bahseder misiniz?
Ben 60 senedir Zeyrek’te yaşıyorum, 40 senedir de burada kitapçılık yapıyorum. Ancak benim bildiklerim son 40-50 yılla sınırlı. Aslında bu soruyu yaşı 100’ü devirmiş büyüklere sormak lazımdı ama maalesef zamanında onlara bu konuda yeterince ilgi gösterilmedi, kimse gidip hatıralarını sormadı. Benim aklımda kalanlar ise sadece büyüklerimizin laf arasında anlattığı kırıntılardır.
Eskiden buralarda muazzam ahşap evler vardı. Zeyrek eskiden kendi içine kapalı, küçük bir yerdi; şimdi ise tüm sokakları içine alan devasa bir mahalleye dönüştü. Ama bizim için asıl Zeyrek, kitapçı dükkânının çevresindeki o 100 metrekarelik alandır.

Zeyrek Kitabevi ne tür bir okur kitlesine hitap ediyor?
Hiçbir ayrım yapmıyoruz; her yaştan, her meslekten ve her meşrepten insana hitap eden bir yer burası.
Suriçi’ndeki tarihi yapılar bir kitabevinin karakterini nasıl etkiliyor?
Eğer Suriçi’nde bir kitabevi açıyorsanız, ister istemez oranın ruhuna uyum sağlamalısınız. Dükkânınızın raflarında Suriçi’ni anlatan eserler, eski İstanbul halkının yaşayışına dair yerli ve yabancı kaynaklar hatta Osmanlıca kitaplar mutlaka bulunmalı. Modern bir dekorasyon buraya yakışmaz; tarihin tam ortasında olduğumuz için her şeyin bu dokuya uygun olması gerekir.
Dükkânın çevresindeki en önemli tarihi yapılar hangileridir?
En başta, 50 metre karşımızda bulunan ve Ayasofya’dan sonra İstanbul’un en büyük kiliseden çevrilme camisi kabul edilen Molla Zeyrek Camii var. Yaklaşık 1000 yıllık bir bina. Hemen aşağıda Tokadi Hazretleri’nin bulunduğu tarihi hazire yer alıyor. Ayrıca karşımızda, geçmişte Türk filmlerine plato olmuş 1000 yıllık sarnıçlar ve biraz yukarıda Çırçır Çeşmesi bulunuyor.
Kitabevinin mahallenin kültürel dokusuna katkısı nedir? Sadece bir ticarethane mi burası?
Alışveriş şart değil; burası bir sohbet mekânıdır. Gelenlere bölgeyi anlatıyor, ziyaret yerlerini tarif ediyor ve elimizden geldiğince semti tanıtan kitaplar bulunduruyoruz. Bazen eski ailelerin çocukları gelir, “Dedem burada otururdu” diyerek bize bilmediğimiz eski hatıraları anlatırlar; biz de onlardan öğreniriz.

Son yıllarda bölgede dizi ve film setlerinin artması, fotoğraf gruplarının gelmesi kitabevine olan ilgiyi değiştirdi mi?
Evet, özellikle sarnıçlar dizi setleri için çok sık kullanılıyor. Bazen oyunculardan merak edip gelenler oluyor, onlarla sohbet ediyoruz. Fotoğraf grupları ve üniversite öğrencileri de mahalleye bir hareketlilik getirdi. Eskiden Zeyrek “tekinsiz” bir yer olarak bilinirdi ama o önyargı kırılınca insanlar burayı daha çok ziyaret etmeye başladı.
17. İstanbul Bienali kapsamında Şiir Hattı etkinliğinde dükkânınızın bir “şiir durağı” olduğunu biliyoruz. O dönem nasıl tepkiler aldınız?
Bu teklif geldiğinde seve seve kabul ettik; Suriçi’nin tanıtılmasına vesile olmak bizi mutlu eder. O dönem Bienal yayınlarını meraklılarına dağıttık, sosyal medya üzerinden görüp gelenler çok şaşırmıştı.

Son olarak Suriçi’nde yaşayanlara veya burayı ziyaret edeceklere bir mesajınız var mı?
İnsan yaşadığı, kendisine emanet edilen şehrin geçmişini merak etmeli. Zeyrek, Türklerin İstanbul’da ilk yerleştikleri bölgelerden biridir. Gelsinler, bu tarihi görsünler; buralarda gezilecek, görülecek çok kıymetli yerlerimiz var. Her zaman kapımız herkese açık.
Gökhan Erten, 1989 yılında İstanbul Fatih’te doğdu. Uzun yıllar belgesel sinema, dizi ve film sektörlerinde set emekçisi olarak çalıştı. Çocukluğunun geçtiği Suriçi sokaklarının hafızasını geleceğe taşımak amacıyla Suriçi Topluluğu’nun bir parçası oldu. Topluluğa belgesel ve video prodüksiyonunun yanı sıra etkinlik fotoğraf ve video çekimleriyle katkı sunmaktadır.
