

Tripodun ayaklarını kaldırıma sabitleyip tek tek kilitlerini sıktım. Kamerayı yerleştirirken kadrajı birkaç kez kontrol ettim, ufuk çizgisini düzelttim, arka planda dikkat dağıtan bir şey var mı diye baktım. Mikrofonun kablosunu takıp ses seviyesini test ettim; kulaklıktan gelen hışırtı kesilince kısa bir deneme kaydı aldım, izlerken sildim. Her şey hazır olunca bir an durup sokağın sesini dinledim, sonra kayıt tuşuna bastım. 2017 yılında Mahallem Samatya projesi için her şey o an başladı. Bunun bir sözlü tarih çalışmasına mı yoksa yarı yapılandırılmış bir mülakat dizisine mi dönüşeceğini ben de bilmiyordum. Ancak kayıtlar beklemediğim kadar geniş kitlelere ulaştı; insanlar videolarda kaybettikleri mekânları, terk etmek zorunda kaldıkları ya da geride bıraktıkları evlerini, çocukluklarını ve geçmişlerini gördüler. Gördükleri sayesinde görüldüler. Dinlediğim hikâyeler ve yaptığım görüşmeler sonunda şunu fark ettim: Bu bölge muazzam bir hafıza merkezi, devasa bir açık hava müzesi. Garip olan ise, burada yaşayan bizlerin bunun çoğu zaman farkında bile olmayışıydı. İyi ama farkında olup ne yapacaktık?
Suriçi Topluluğu’nu kurma çağrısının ardındaki asıl soru buydu. Suriçi’nde doğmuş ya da büyümüş olmayabilirsiniz, hatta buranın havasını henüz solumamış bile olabilirsiniz. Fakat insanın yaşadığı, temas ettiği yerle bağ kurma ihtiyacı her zaman anlamlıdır. Yaşadığı yerle pozitif ilişkiler kuran insan, kendisiyle ve çevresiyle de pozitif ilişkiler kurar. Yaşadığı yerin taşına, toprağına, kedisine, kuşuna ve en önemlisi insanına başka bir gözle bakar. Ben bu farklı ilişkilenme deneyiminin içindeydim ve bu duyguyu büyütmek, çoğaltmak, bulaşıcı hâle getirmek istedim.

Benzemezlerin Birlikteliği
Peki biz kimiz? Biz aslında Suriçi ile doğrudan veya dolaylı yollarla ilişkilenmiş ya da bu ilişkiyi kurmaya can atan insanlarız. İçimizde mimarlar, şehir plancıları, akademisyenler, gazeteciler, ama aynı zamanda çocukluğu burada geçmiş, bir dönem burada yaşayıp göç etmiş veya sırf bu tarihî dokuyu hissetmek için burada olanlar da var. Kategorilerin ötesinde, herkesin olduğu yazarlar, sanatçılar, sinemacılar, mahalleliler, üniversiteli gençler ve esnaflar var. Hâliyle geldiği bir zemin inşa ettik, ediyoruz.
Bizi tanımlayan tek bir ortak kelime yok. Sadece tarih meraklıları değiliz. “Sokağın hafızasını tutanlarız” demek de eksik kalır; biz bizzat sokağın kendisiyiz. Bize dışarıdan bakan birinin hissedeceği ilk duygu sahicilik ve samimiyet olur. Büyük sermayelerle, fonlarla, sponsorlarla yola çıkmadık. Politik görüşlerin, inançların, yaşam tarzı tercihlerinin ve farklı hayat deneyimlerinin ayrım nedeni olmadığı; insanların etiketlerden bağımsız biçimde hesapsız, şeffaf ve stressiz bir ortak üretim alanında buluşabildiği bir hayal burası. Hayal gibi, ama çok gerçek.
Neye Bakıyoruz, Neyi Görüyoruz?
Ekonomik zorlukların ve toplumsal kutuplaşmanın bu kadar keskinleştiği bir dönemde; şehre, sokaklara ve bir araya gelme kültürüne sevgiyle, sahiplenici bir bakışla yaklaşmanın iyileştirici gücüne inanıyoruz. İnsanları geçmişleri veya yaşam tercihleri üzerinden etiketleyip yargılayan yaklaşımlardan uzak duruyoruz; bu alanı, mahallede bir araya gelmiş herkesin ön yargısız biçimde buluşabildiği, psikolojik güvenliğinden taviz vermediğimiz bir yer. Bizim aramızdaki bağ sevgiyle ve bir değer yaratma inancı, isteğiyle örüldüğü için, buna zarar verme ihtimali bulunan olumsuz ve yıpratıcı yaklaşımların hiçbiri bu toplulukta tutunamıyor.
“Biz binalara değil, içindeki yaşanmışlıklara bakarız” gibi süslü ve kısıtlayıcı mottolarımız yok. Hayır, biz binalara da bakarız! İçindeki yaşanmışlıklara da, o dönemin ülke gerçeğine de, mimarisine de, insanların o günkü ruh hâline de… Bir kenti ve bir mahalleyi anlamak için neye ihtiyacımız varsa, onu birlikte aradığımız, peşinden birlikte koştuğumuz bir hayal bu.

Yukarıdan Aşağıya Bir Yapı Yok, Dayanışma Var: Ne Yapıyoruz?
Topluluğun pratiği, yukarıdan aşağıya dikte edilen bir doğrultuda değil; onu var eden insanların ruh hâllerinden, düşünme kapasitesinden, yetkinliklerinden, hayallerinden ve heyecanlarından beslenerek şekilleniyor. Örneğin, yıl boyunca etrafında buluşacağımız temaları buluşmalarımızda oyunlaştırarak hep birlikte belirliyoruz. Üstelik bu süreci orada dondurmuyoruz; online platformlarda ve gelecekteki buluşmalarda yeni eklemelere daima açık tutuyoruz.
Azınlık gruplarının yaşadığı mahallelerdeki değişimlerden Suriçi’nde çocuk olmaya, soylulaştırma ve kentsel dönüşümden Suriçi ve afet gerçeğine kadar pek çok hayati konuyu masaya yatırıyoruz. Bu temalar etrafında profesyonellerin katılımı ve destekleriyle bir araya gelip hem kendimizi geliştiriyor hem de yaşadığımız yeri derinlemesine tanıyoruz.
Aksiyonlarımız sadece kapalı kapılar ardındaki toplantılarla sınırlı değil. Gelen proje önerileriyle hızla üretime geçiyoruz; belgeseller, sözlü tarih çalışmaları, araştırma projeleri ve söyleşi dizileri üretiyoruz. Bazen belirli bir sanat rotasının izini sürüp sergiler geziyor, eser sahipleriyle söyleşiyoruz. Bazen Vefa’da boza içip sosyalleşiyor, bazen Zeyrek Çinili Hamam’dan İMÇ bloklarına uzanan hafıza ve keşif yürüyüşleri yapıyoruz. Düzenlediğimiz belgesel sinema atölyeleriyle ülkenin bambaşka coğrafyalarından insanlarla temas kurup o benzemezlerin birlikteliğini sınır ötesine taşıyoruz.



Peki, bu kadar farklı insan beraber yol alırken şeklini alan, dönüşen, ilerleyen bu kervan, sonunda nereye varmak istiyor?
Biz aynı zamanda ortak üretim yapan, birbirinin projelerini gerçekleştirmesine destek sunan, her an yeni fikirlerin üretilip eyleme geçtiği bir topluluğuz. Aslında en büyük değerimize şimdiden ulaştık: Birbirini destekleyen insanların var olduğunu; yaşadıkları yere tutkuyla bağlı, o mekânı tanımak ve anlamak isteyen bir kalabalığın nefes aldığını hissettirmek. Katılımcılarımıza ve bizi uzaktan takip edenlere bu aidiyet ve dayanışma hissini bir kez dahi geçirebiliyorsak, yaratabileceğimiz en büyük etki budur.
Bundan sonrası için vizyonumuz ve en kıymetli çıktımız; bu duygunun sürdürülebilir olması ve çoğalmasıdır. Diğer yerel toplulukların geçmişte düştüğü hatalara düşmemek, onların deneyimlerinden beslenerek kendi rotamızı sağlamlaştırmak istiyoruz. Henüz yolun çok başında olan, kendi mahallesinde bir şeyler yapmak isteyip nereden başlayacağını bilemeyenlere dayanışmanın somut yollarını gösterecek projeler ile ilham vermeyi, dersler çıkarabilecekleri açık alanlar yaratmayı amaçlıyoruz.
Onur Kocatürk
1994’te İstanbul Fatih’te doğdu. İnsan hikâyeleri ve kentsel hafıza üzerine çalışan üretimleri, 2017’de başlattığı “Mahallem Samatya” projesiyle somut bir yön kazandı. Gündelik hayatın izlerini, seslerini ve hatıralarını görünür kılmayı bir sorumluluk olarak görüyor. Yaptığı Suriçi Topluluğu çağrısıyla bir araya gelen kent meraklıları ile birlikte, yaşadığı yere dair ortak üretim ve dayanışma alanları kurmaya devam ediyor.
