
Ara bir sokakta, ya da geniş bir caddede, bir kebapçı, ya da bir köftecide siparişinizi
verip de sandalyenizi çektiğinizde yanınızda belirirler. Islak burun ve bıyıklarının
üstündeki çekik sürmeli gözleri, konuşmayan dillerine tercüman olur. Aslında ne
istedikleri çok açıktır. Bir İstanbullu olarak, resmi olmayan bir ‘vergi’yi ödemeniz
beklenir: Kedi vergisi. Çünkü İstanbullular, nerdeyse şehrin bitki örtüsü haline gelmiş
kedilerini yüzyıllardır böyle beslerler: Yediklerimizin birazı da onlarındır.
İstanbul’un köşe başları onlarındır; renk renk, çeşit çeşittirler. Bir tuhafiye dükkanına
girseniz ancak bu denli fazla seçeneğiniz olabilir. Kimisinin tüyleri uzundur, kimisi
kuyruğunu bir kavgada yitirmiştir. Eh, sokak kedisi olmak kolay da bir iş değildir. Günün
sonunda hayatta kalıp köşesine kıvrıldıklarında ise onlardan keyiflisi yoktur.
Suriçi’nde ilk kez bir sokaktan geçtiğinizde, mahallenin hali ve ahvalini o semtin kedileri
üzerinden gözlemleyebilirsiniz. Telaşsız, sakince mırıldayan parlak tüylü kediler varsa, o
mahallenin insanı da huzurludur, -ki insan mutluluğunu kedileriyle paylaşır-. Rızkı dar,
kavgası bol sokaklarda kedilerin gözleri gibi tüyleri de parlamaz. Ürkektirler, yanınıza
yanaşmazlar. Önceden de demiştik, sokak kediliği zor zanaattir.

İstanbul’un bir delisi, bir de kedisi boldur. Kedi çeşitliliğinin bolluğunda İstanbul’un
doğal bir liman olması önem arzeder. Nasıl, şöyle: Şehre gelen gemilerde mukim bazı
kedilerin, geldikleri yere dönmektense, İstanbul’da yaşamaya karar vermeleri şehrin
kedi etnisitesini çeşitlendirmiştir. Suriçi’nin sokaklarında bir Norveç orman kedisinin
torununu görürseniz, gözlerinizi iki kere ovuşturmayın, gördüğünüz şey hakikattir.
Suriçi kedilerinin Bizans döneminden itibaren şehirde yaşadıklarını bugün biliyoruz.
İstanbul’un liman şehri oluşu ve gıda ambarları, fareler için bir açık büfe daveti iken,
kedilerle birlikte kurulmuş bir sosyal hayat, tarih boyunca insanların daha konforlu bir
hayat yaşamasına yardımcı olmuştur. Kediler, İstanbul’u diğer Avrupa başkentlerine
nazaran, fare istilalarına karşı daha dayanıklı hale getirmiştir. Yenikapı Theodosius
Limanı kalıntılarından çıkarılmış Bizanslı bir kedinin iskeleti, kedilerin bu şehrin en eski
sakinlerinden olduğunu bize yine ve yeniden gösterir. Geçtiğimiz haftalarda Topkapı
Sarayı’nda restorasyonu tamamlanarak yeniden açılan “kedi kapısı” da, Harem’de
ikamet eden kediler tarafından muhakkak ki sevinç ve mutlulukla karşılanmıştır.İstanbul’un surlarla çevrili çekirdeği Suriçi’nin kadim semtlerinde dolaşırken,
Ayasofya’nın mermerleri üzerinde güneşlenen, Süleymaniye avlularını adımlayan,
Balat’ın renkli sokaklarında mırlayan veya Beyazıt Meydanı’nda uykuya dalmış kediler,
şehrin bitki örtüsü, kültürel hafızanın bir parçası ve hayatın akışında insanların yoldaşı
olmaya devam edeceklerdir.
SON

Fotoğraf altı açıklaması:
Yenikapı Theodosius Limanı kalıntılarından çıkarılmış Bizanslı kedi iskeleti
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Osteoarkeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Arşivi
Fotoğraf: Zeynep Öztürk
