
13 Aralık 2025 Cumartesi günü Suriçi topluluğu olarak Haliç kıyısında, sanatı bir yürüyüş rotasına dönüştüren üç sergiyi birlikte adımladık. İBB Miras ve İBB Kültür iş birliğiyle Fener Evleri’nde yer alan Haliç Sanat 1, 2 ve 3 mekânlarında; taşın, karanlığın ve boşluğun hafızasını farklı anlatılarla deneyimledik. Gezimiz boyunca sanatçılar eserlerini anlattı, sorularımıza yanıt verdi. Her bir sergi, Haliç’e ve İstanbul’un katmanlı geçmişine başka bir yerden bakmamıza alan açtı. Yürüyüşün ardından Nev-i Cafe’de bir araya geldik ve bu kez anlatılanlardan çok, bizde kalanları konuşmaya başladık. Nev-i Cafe’de buluştuğumuzda sohbet, kısa ama etkisi güçlü bir çemberle açıldı. Herkes, sergilerden aklında kalanları üç kelimeyle paylaştı.
yıkım · enkaz · karanlık · hafıza · gizem · geçmiş · oda · nokta · derinlik ·
eşzamanlılık · şimdi · harabe · devrim · buluşma · kaçış · yüzleşme · ihanet ·
bilinmeyen · yolculuk · insan · bağlantı · arke · taş · ilk taş · büyülü · izlenimler ·
yaşadıklarımız · aidiyetlik · tekinsizlik · süreç · boşluk · mesafe · ağırlık
Bu ilk tur, aynı sergilerin Suriçi topluluğu içinde ne kadar farklı duygulara, çağrışımlara ve kişisel hafızalara dokunduğunu daha baştan görünür kıldı. Sohbet ilerledikçe katılımcıların merakı farklı eksenlere açıldı. Sanatçılar, eserlerini üretirken sergi mekânıyla nasıl bir bağ kurduklarını; mekânın anlatıya, ritme ve yerleştirmeye nasıl yön verdiğini paylaştılar. Malzeme seçimleri ve kullanılan teknikler üzerine detaylanan sohbet, üretimin görünen yüzünün ötesine geçmemizi sağladı. Bu noktada her sergi, kendi sorusunu çembere bıraktı.

Tansu Kırcı’nın Haliç Sanat 1 – “Taşın Belleği” başlıklı sergisinde karşımıza çıkan
basamak ve merdiven imgeleri, süreci temsil eden bir metafor olarak ele alındı. “Bir toplum unuttuğu taşların ağırlığını nasıl taşır?” sorusu, izleyiciyi hem fiziksel hem tarihsel bir yükle ilişki kurmaya davet etti.

Özge Kahraman’ın Haliç Sanat 2 – “Karanlığın Hafızası” sergisinde hafızanın kayıt
mekânları üzerine duruldu. Özge Kahraman, mağaracılık deneyiminden yola çıkarak geliştirdiği “noktalama” tekniğini sanat pratiğine nasıl taşıdığını anlattı; karanlığın, kesintilerin ve boşlukların birer kayıt alanı olarak nasıl işlev gördüğünü paylaştı.

Mine Kemertaş’ın Haliç Sanat 3 – “Boş Ev” sergisi ise sohbeti daha kişisel bir hatta taşıdı.
“Ev bazen sığınılan, bazen de kaçılan bir yer olabilir” diyen Mine Kemertaş, kendi öznel ev tanımını paylaştıktan sonra bu tanımı izleyiciye bıraktığını; hatta kimi zaman izleyicinin bir tanım yapmamasını da bilinçli olarak beklediğini ifade etti. Bu yaklaşım, katılımcılar arasında “ev” kavramına dair farklı deneyimlerin paylaşılmasına alan açtı.Konuşma, zamanla sanatçıların bireysel hikâyelerine ve kat ettikleri yollara da uzandı. İlhamla sürecin birbirinden ayrılmazlığı; sanatsal üretimin bazen sezgiyle, bazen uzun ve sabırlı bir süreçle şekillenişi üzerine duruldu. “İlham mı, süreç mi?” sorusu, tek bir yanıtı olmayan, açık uçlu bir tartışmaya dönüştü. Günün güncel meseleleri de çemberin dışında kalmadı. Yapay zekâ ve dijital sanat ekseninde yaratıcı işlerin geleceği, sanatın dönüşen araçları ve sınırları üzerine paylaşımlar yapıldı. Sanatın metalaşması ve bu metalaşmanın nerede sorgulanması gerektiği ise sohbetin düşünsel ağırlığı olan başlıklardan biri oldu. Sohbet, klasik bir söyleşi formatından ziyade samimi bir paylaşım çemberi olarak aktı. Katılımcıların kısa gözlemleri ve kişisel bağları, sanatçılar için de yeni yankılar yarattı; dinleme ve karşılık verme hâli ile ilerleyen bu buluşma, sergileri sadece görmenin ötesine taşıdı. Sanatın, mekânın ve topluluk olmanın bir araya geldiğinde nasıl çoğaldığını; anlamın birlikte konuşuldukça derinleştiğini bir kez daha hatırlayarak etkinliğimizi tamamladık. Haliç’in kıyısında başlayan bu yürüyüş, hepimiz için cebimize koyduğumuz küçük izlerle sona erdi. Birlikte yürüdüğümüz, düşündüğümüz ve paylaştığımız her an için teşekkür ederiz.
