
Aşağıdaki yazı 12.04.2026 tarihinde topluluğumuzca düzenlenmiş olan “Kiraz Özdoğan eşliğinde Yedikule Bostanları Gezisi” değerlendirmesi için yazılmıştır.
Anlatanın, dinleyenlerin ve bostancıların yüzleri de gözleri de gülüyordu…
Tam gezmelik hava dediğimiz bir hafta sonu Yedikule’de hiç tanımadığımız onlarca insanla buluştuk. Bilgilendirmeler yapıldıktan sonra rotaya başlayacaktık ki Roma İmparatorlarının şehre giriş yaptığı Altın Kapı’nın açık olduğunu gördük. Her zaman denk gelmiyor dedik ve oraya doğru ilerledik. Kapının önünde bilgilendirmeler yapıldıktan ve fotoğraflar çekildikten sonra İsmail Paşa Bostanı’na doğru yürüyüş başladı. Ekibimiz bostanın üzerinden geçerken çok şık gözüküyordu. Yeşilliklerin içinde yürüyen rengarenk bir ekip… Bu bostanın önceden işler bir bostan olduğunu, tescilli bir kuyusunun ve yan tarafta yine tescilli bir ahır olduğunu öğrendik ama yıllar içinde başlarına neler geldiğini duyunca moralimiz bozuldu. “Ah be! Bu imkanlar yabancı memleketlerde olsa nasıl olurdu?” sözünün verdiği üzüntü sardı her yerimizi. Roma zamanında buralar kanunla korunan bostanlarmış. Osmanlı zamanında da bu şekilde kullanılmış. Koca iki imparatorluk “buralar bostandır be kardeşim” demiş. Şimdi bizler neyi göremiyoruz veya onların göremediği neyi görebildik de buralardaki bostanlar ortadan kaldırılmış?

Neyse… Yürüyüşe devam ediyoruz. Mahalle evlerini ve dar sokakları adımlarken içimiz iyice ısınıyor. Bu devirde İstanbul gibi metropoliten bir kentte hâlâ mahalle kültürünün devam ettiği yerler görmek ne hoş. Geldik Yedikule Hobi Bahçesi’ne. Koskoca arazide ufacık birkaç ekin alanı vardı. Buralar da civar okullara verilmiş ve minik öğrencilerin toprakla teması olsun denmiş. “Şehirli insanın toprakla teması bile uzaktan” diye düşünüp acı bir gülüş geldi yüzüme. Rehber hocamız “eskiden buralar da bostandı, şimdi bu hobi bahçelerine ve yandaki spor kompleksine dönüştürüldüler” deyince moralimiz yine bozuldu. Yahu bu araziler yine bostan olarak kalsaydı da minik öğrenciler toprakla teması doya doya deneyimleseydi ya kardeşim! Hocamız “Fatih’te bir spor kompleksi ya da park görürseniz orası yüksek ihtimalle bostandır ve bu hale getirilmiştir” şeklinde bir bilgi verdi. Yürüdüğümüz yol boyunca da bunun pek çok örneğini gördük. Az sonra Kilise Bostanı’na gittiğimizde oradaki eski sulama sistemini ve eski usulle yapılmış ekin yerlerinin sınırlarının çizilme şeklini görünce hem göze hem de ruha hoş gelen bir görüntünün içinde buluverdik kendimizi. Ancak bostanın ortasından geçen araç yolu, kilisenin cemaatsiz kalması ve bostanın kaderinin belirsizliği moralimizi yine bozdu. Bir zamanlar bu coğrafyada yaşayan Roman, Ermeni, Yahudi, Rum, Kürt, Türk… toplulukların uzayıp giden bir listesi vardı ama bostanlarda ve şehir alanlarında kentsel dönüşüm adı altında yapılan soylulaştırma projeleriyle Suriçi’nde yaşayan etnik ve kültürel insan çeşitliliği her geçen gün azalıyor. Halbuki farklı kültürlerle yaşamaya alışkın ve bundan tat alan bir toplum olduğumuz günler çok da uzak değilken…

Yürüyüşe devam. Şimdi surların üzerindeyiz. Belgrad Kapı’dan geçip surlara çıktık. İki sur arasında kalan bostanların, peribolosların*, önceki halini ve şimdiki hallerini dinliyoruz. Bostancılar sayesinde tekinsiz kişilerin bu civarlara yaklaşamadığını öğreniyoruz. Düşününce de çok mantıklı geliyor. Çoğu bostancı bu civarda yaşayan insanlardan olduğu için etrafta yabancı birilerini görünce hemen müdahale ediyor elbette. İnsan yaşadığı yeri korur.

Sonrasında sur dışı bostanlarını gezip bir tanesini de ziyaret ediyoruz. Bostancılarla sohbet edip taze yeşillikleri kendi ellerimizle topluyoruz. Şehrin ortasında toprakla temas etmek işte böyle bir şey olmalı be kardeşim! Gezinin finali ise surların önünde bostancılarla birlikte harika bir siyah beyaz fotoğraf ile oluyor. Yüzler de gözler de gülüyor…
Gezimiz tamamlandıktan sonra müsait olanlarla çay içip sohbet etmek için bir yerde oturduk. Birbirimizle tanıştık. Bugün çokça hikaye dinlemiştik ama yeni insanlar tanımak da tatlı üzerindeki kaymak misali günün tadını arttırdı. Böyle bir geziyi organize ettiğiniz ve gezi boyunca gösterdiğiniz ilgi ve emekleriniz için teşekkür ederim. Yeni programlarda görüşmek üzere…

Ali Can Akkaya; kendini “bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra artık İstanbulcuğunu yaşamaya gayret eden yakışıklı bir Siyasallı” olarak anlatıyor.
*Peribolos: Kutsal alanları çevreleyen duvar
