

Suriçinin zamanı yavaş yavaş aşındırdığı sokaklarında mekân katman katmandır; bir yolun başı ile sonu bambaşka semt sayılır. İlk kez gelen biri, yürüdüğü semtin adının aniden değişmesine şaşırır. Aksaray’dan Saraçhane’ye uzanan Atatürk Bulvarı’nın sağ paralelindeki Horhor Yokuşu—bugünkü adıyla Horhor Caddesi—işte tam böyle bir aks. Aksaray’dan başlar, Saraçhane’de biter; ya da kente nereden baktığınıza bağlı olarak tam tersi.
Bu cadde, Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan bugüne mekânsal sürekliliğini koruyabilmiş nadir hatlardan biridir. 1944’te Atatürk Bulvarı’nın açılmasıyla merkezi önemini kısmen yitirmiş olsa da tarihsel hafızasını kaybetmemiştir.
Semtin ismini belirleyen unsur hep suyla ilişkisidir. Bozdoğan Kemeri’nden gelen suyun bir kısmı ile Fatih Camii çevresinde çıkan yeraltı su kaynağı, künkler aracılığıyla Horhor’un başlangıcı sayılan Kavalalı Sokak ile Kırıktulumba Sokak arasındaki savaklara ulaşırdı. Buradan Aksaray ve Laleli bölgesine temiz su sağlanırdı.
Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet, semtte yürürken yerin altından “hor-hor” diye gelen su seslerini işitmiş ve “burası kazılsın, bir çeşme yapılsın” emrini vermiştir. Semte adını veren Horhor çeşmeleri duvar çeşmesi niteliğindedir. Bu çeşme, Fatih’ten sonra İstanbul’da kurulan ilk Nakşibendî tekkesi olan Hindîler Tekkesi’nin önünde yer alır. Biraz ilerisinde, Has Odabaşı Hamamı adıyla da bilinen Horhor Hamamı’nın erkek bölümü hâlâ faaldir.
Horhor Caddesi’nden yukarı çıkarken sağda, Fatih Sultan Mehmed’in Kiremitçibaşısı Pir Mehmet bin İlyas’ın banisi olduğu Kızılminare Camii görülür. Hemen ilerisinde ise bugün Fatih Belediyesi tarafından restore edilen Horhor Acı Çeşmesi yer alır.
Aksaray, Saraçhane ve Sofular semtlerinin kavşağında yer alan Horhor, topografyanın da etkisiyle Osmanlı döneminde paşa ve üst düzey yöneticilerin büyük konaklarının bulunduğu bir yerleşim alanıydı. Abdullah Suphi Paşa Konağı bugün İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olarak kullanılıyor. Karşısında Hattat Bakkal Hacı Arif Efendi Konağı ve hemen yanında Süleyman Efendi Sıbyan Mektebi durur. Biraz yukarıda ise Haydarhane Tekkesi ve haziresi, İBB’nin restorasyonuyla yeniden hayata katılmış durumda.
Semtin etrafındaki tüm bu tarihî mekânların yanı başında, bugünün sakinleri artık farklı milletlerden oluşuyor. Yemen kahvecisinden Arap tavuk dönercisine, kısa süreli kiraya verilen evlerden göçmen nüfusa kadar geniş bir yelpaze, Horhor’un güncel sosyal dokusunu oluşturuyor.
Horhor’un sokaklarında izini sürebildiğimiz bu mekânsal süreklilik, yalnız taş yapıların ve suyollarının geçmişinden ibaret değil. Aynı hat üzerinde bugün karşımıza çıkan nesnelerin devr-i daiminde de benzer bir süreklilik okuyoruz. Kentin toprağında biriken tarih, burada eşyaların hafızasında başka bir biçimde yüzeye çıkar. Bu nedenle Horhor’u anlamak, yalnızca sokaklarına bakmak değil; eşyaların taşıdığı sessiz tanıklığı da duymaktır. Bu bağlantı, bizi doğal olarak semtin en bilinen durağına götürür.

Semtin Hafızasında Eşya: Horhor Antikacılar Çarşısı
Kırıktulumba Sokak üzerindeki, Horhor’un ününü geniş kitlelere taşıyan Horhor Antikacılar Çarşısı’nın adı eskiden “Horhor Bit Pazarı” idi. Fransızcadaki marché aux puces, İngilizcedeki fleamarket terimlerinin Türkçedeki karşılığı olan bitpazarı, zamanla dilimize yerleşti. Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi’nde bu pazarların kökenine geniş yer verir ve “Bitpazarı” adının aslında “Bayat Pazarı”ndan bozma olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu belirtir. “Bayat”, gündelik dilde “eskimiş, çok kullanılmış” anlamına gelir. Halk ağzı “Bayat Pazarı”nı “Bitpazarı”na, resmî dil ise “Batpazarı”na dönüştürmüştür.
Bu kelime tartışmalarına nazire yaparcasına, binanın adı yakın dönemde “Horhor Antikacılar Çarşısı” olarak değiştirilmiştir.
1981’de ilkokul olarak inşa edilen yedi katlı yapı, aynı yıl Kuledibi’nde çıkan yangından sonra antikacıların buraya taşınmasıyla bambaşka bir işleve kavuştu. Bugün 200’ün üzerinde dükkânıyla antika ve nostaljinin merkezi; koleksiyonerlerin, dekoratörlerin ve meraklıların uğrak noktasıdır. Kullanılmış, yaşam izi taşıyan eşyalar burada tamirle, ustalıkla ve hikâyeyle yeniden hayat bulur. Her obje, geçmişin tanığıyla yeni sahibinin heyecanını bir araya getirir.
Çarşıya adım attığınız anda görsel yoğunluk sizi içine çeker. Sadece Türkiye’den değil, Uzak Doğu’dan Avrupa’ya kadar birçok yerden gelen mobilyalar ve aksesuarlar katlara yayılmış durumdadır. Koltuklar, sandıklar, lambalar, kadife döşemeler, parlak ahşap yüzeyler… Toz, ahşap ve metal kokusu; ustanın aletinin bıraktığı iz; daktilonun tuşlarında biriken eski cümlelerin yankısı bir hafıza bulutu gibi dolaşır.
Horhor Antikacılar Çarşısı, yalnız ekonomik bir alan değil; nesnelerin hatırlama biçimlerinin sahnelendiği bir hafıza mekânıdır. Osmanlı bir lambanın, Cumhuriyet dönemi bir sehpanın, siyah-beyaz bir fotoğrafın değeri yalnızca ekonomik değil; geçmişe açılan duygusal kapılardır bunlar. Satıcı ile alıcı arasındaki her diyalog, nesnenin kökenini, ustasını ve hikâyesini sahneye çıkarır. Böylece çarşı, kendi içinde yaşayan bir arşive dönüşür; nostalji ekonomisinin canlı bir sahnesi gibi işler. Eşyayı alan kişi, geçmişin bir katmanını kendi evine taşır.
İsterseniz ihtiyacınız olan nesneyi sıfır alıp kendi hikâyenizi başlatırsınız. İsterseniz suriçindeki mekânlar gibi katman katman bir geçmişi olan eşyayı Horhor’dan alır, hikâyeye kendi katmanınızı eklersiniz.

Bizans’tan bugüne uzanan bu aks üzerinde yürürken mimarinin taşıdığı zaman izleri nasıl görünür hâle geliyorsa, Horhor Antikacılar Çarşısı’nda da nesnelerin hafızası aynı sürekliliğin başka bir yüzünü açar. Sokakların mekânsal katmanları ile eşyaların taşıdığı izler birbirine eklemlenir; biri kentin toprağında biriken hafızayı, diğeri insanların yaşantılarında süzülen anıları sahneye çıkarır. Böylece Horhor, geçmişi yalnız binaların duvarlarında değil, elden ele dolaşan bir obje üzerinde de okunabilen bir bütünlük içinde sunar. Kentin hem taşlarında hem eşyalarında biriken bu sürekliliği görmek isteyenler için hat hâlâ canlı, hâlâ yürünebilir durumda.

Kaynakça:
S. F. Göncüoğlu, “Değeri Unutulmuş Tarihi Bir İstanbul Semti: Horhor”, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, İstanbul, 2010.
Reşat Ekrem Koçu, İstanbul Ansiklopedisi, “Bit Pazarı” maddesi, İstanbul, 1958–1973.
“Bitpazarı: Nereden Gelir Ki Bu İsim?”, Mimarizm, İstanbul, 2016.
Elif Şen, merakıyla İstanbul’da yaşamayı ve yolda olmayı sever. Tarih ve mekânla bağ kuran işler üretir; kültürel miras, kent belleği ve kamusal alan odağında yayınlar, sergiler ve projeler aracılığıyla hikâyeleri görünür kılar. Çalışmalarında mahalle ölçeğini, birlikte üretimi ve yerel hafızayı merkezde tutar.
